Şuan buradasın
Ana Sayfa > Kültür-Sanat > DUYUP DA DİNLEMEDİKLERİMİZ; SOKAK MÜZİSYENLERİ…

DUYUP DA DİNLEMEDİKLERİMİZ; SOKAK MÜZİSYENLERİ…

Onlar; işe, okula giderken hep hayalini kurduğumuz belki de yürürken saçlarımızı savurmamıza sebep doğal soundtracklerin canlı icracıları… Şimdi yavaşça kulaklığınızı çıkarın ve kulak kabartın. Onları hafta içi boş bir zamanlarında yakaladım zira ikisi de birbirinden meşgul. Barış Yalın, 23 yaşında, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden yeni mezun bir iktisatçı. Arda Görgün ise tıpkı Barış gibi 23 yaşında, Yeditepe Üniversitesi son sınıf öğrencisi. Radyo televizyon ve sinema okuyor aynı zamanda Frothy Tune adındaki grubun üyesi. Onlara sizler için sokak müzisyenliğini sorduk.

dsc_0906

Sokakta çalmaya ilk ne zaman ve nasıl başladınız?

B.Y: İlk kez lise üçüncü sınıfta başladım. Gitar çalıyordum ve kendimi dört duvara hapsetmekten çok sıkılmıştım. Artık kendimi ifade etmem gerekiyordu, “bakın ben bunu yapıyorum” demem gerekiyordu. Bir bedel ödememin gerekmediği, çıkıp özgürce çalabildiğim tek yer sokaktı ve o da bana kucak açtı.

A.G: Ben ilk kez lise ikinci sınıfta başladım. Klavye ve klarnet çalıyordum, daha portatif ve pratik olduğu için sokağa klarnetle çıkmaya karar verdim. Amaç tamamen müzikti.

 

Peki yoldayken, enstrümanınızı kutusundan çıkarırken, o kutuyu açık bir şekilde önünüze bırakırken çekinceleriniz var mıydı? “Niye buradayım ve ne yapıyorum?” dediğiniz oldu mu?

A.G: En başta bu tereddütleri yaşamak neredeyse kaçınılmaz ama başarı da tüm bunları aşıp müziğinize odaklandığınızda geliyor. Çünkü evet, sokaktaki adam nota bilmiyor, müzikten anlamıyor ya da sizi dinlemiyor olabilir ama dinlemek için para vermiyor diye de ona kötü bir şey dinletmeye hakkınız yok. Bu hem kendi müziğinize hem de dinleyenin kulağına duyduğunuz saygıdandır.

B.Y: Tereddütten ziyade heyecanım çok fazlaydı, sokaktaki insana saygıdan kaynaklı “acaba yanlış bir şey yapar mıyım, yanlış çalar mıyım” diye.

 

 

Çalacağınız yeri ve zamanı seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

A.G: Hava durumuna özellikle dikkat ediyoruz çünkü çoğu iş gibi güneşli bir hava her zaman daha iyi geliyor insanın motivasyonuna. Bulunduğunuz muhitin insan profili de çok önemli tabii. Sizin kendinizi daha rahat hissetmeniz için çaldığınız yerin buna alışık olması gerekiyor.

B.Y: Hava durumu hakkında Arda’ya katılıyorum hem motivasyon hem de enstrümanların zarar görmemesi açısından önemli. Kimse yağmurlu bir günde gitarını sokağa çıkarmaya kıyamaz herhalde. Muhitin sokak müziğine alışık olması da elbette ki daha yararlı fakat alışık değilse Bağcılar’ı sokak müziğine alıştırmak da biraz cesaret ve sabır istiyor.

“Kimseyi pazartesi sendromundan çıkaramasak da yüzlerinde bir gülümseme görmek, adımlarını yavaşlatmak çok değerli. Hele o kişi “ya bugün bir müzik duydum, dilime dolandı” gibi bir cümle kuruyorsa gün içinde, görev tamamlanmış demektir.”

 

Senin farklı yerlerde çalma fırsatın olduğunu biliyoruz Arda. Buralar nerelerdi ve İstanbul ile aralarında büyük farklar var mıydı?

İngiltere’nin Oxford, Cambridge, Brighton gibi çeşitli yerlerinde çalma fırsatım oldu. Arada dinleme ve saygı açısından çok fazla fark yok ama oradaki adam para verir, buradaki adam gülümseyerek geçer. Onu da çok görmüyorum çünkü oradaki ve buradaki insanların sosyo-ekonomik durumlarını kıyaslayamazsınız. Bir başka şey ise İngiltere’de Londra’da da çalabilirsiniz Hackney’de de. Fakat burada İstiklal Caddesi’nde çalarsınız, Fikirtepe’de pek içinizden gelmez. Bir de kendinizi zaman zaman kısıtlamanız gerekebiliyor burada. Orada çöp kutusundan çıkıp çalmaya cesaret edebildim ama burada onu yapamam. Belki bu da benim önyargım ama deneyimlerim ve birikimlerim buna yol açıyor, ben değil.

Bulunduğunuz yerin 100 metre ötesinde bir başka müzisyenin olması psikolojik olarak nasıl hissettirir?

B.Y: Nötr diyebilirim çünkü o an dışarıya karşı çok da ilgili olamıyorum. Belki çelişkili ama dünya üzerinde sadece ben ve gitarım varmış gibi hissediyorum ve ona odaklanıyorum. Fakat mutlu da hissettirebiliyor çünkü bir destek oluyor insana, “Ben de senin yaptığını yapıyorum, senin gibi hissediyorum, bundan mutlu oluyorum.” diyor o kişi.

A.G: Rahatlatıcı ve heyecanlı bir his. Düşünsenize her an yanına gidip eşlik edebilirsiniz ve spontane gelişen bir grup işi yapabilirsiniz.

 

Metrolarda çalmadan önce belli bir izin almak gerekiyor. Bu durumun sokak müzisyenliğinin ruhunu öldüreceğini düşünüyor musunuz?

B.Y: En azından yoğun saatlerde alınması gerekir bence. Çünkü bu işten para da kazanılıyor, bu noktayı es geçemeyiz ve bunun bir denetimi olmadığında belki de metro müzisyeni mafyaları bile ortaya çıkabilir. Hep aynı insanları görebiliriz buralarda, çeşitlilik yok olur.

A.G:  Keşke tüm şehre yayılmış geniş bir metro ağı olsa da herkes dilediği yerde çalsa, izin de gerekmese. Ama zaten hepi topu ne kadar metromuz var! İzin zorunlu hale geliyor bu koşullarda. Ruhunu  öldürüyorsa da çeşitlilik ve adalet olması için bu gerekli. Yapılabilecek şey şu olabilir en azından, bu saatler yani iki saatte bir değişme durumu biraz daha esneyebilir ve yaptırımları ağır olmayabilir.

Önünüzden hayranı olduğunuz, hatta bir gün birlikte çalma hayalinin olduğu bir müzisyenin geçtiğini gördünüz. Ne yaparsınız?

A.G: Muhtemelen gözünün içine içine girerim, dikkatini çekmeye çalışırım hatta onun bir parçasını bile çalabilirim. Bu büyük bir fırsat olurdu çünkü.

B.Y: Rüya gibi bir şey bu. Elim ayağım birbirine dolanır çok heyecanlanırdım o tatlı heyecanı bastırmak çok önemli.

Sokakta çalarken sinirinizi bozan durumlarla çok karşılaştınız mı?

B.Y: Hayır ama sadece hakkım olarak sadece biraz daha saygı bekliyorum. Otobüsteki teyzelerden uzun tırnaklarımı saklamak istemiyorum mesela.

Aslında yaptığınız çok önemli bir iş. Bir insanı sabah işe giderken pazartesi sendromundan çıkarabilme potansiyeliniz var. Bunun farkında mısınız?

A.G: Kimseyi pazartesi sendromundan çıkaramasak da yüzlerinde bir gülümseme görmek, adımlarını yavaşlatmak çok değerli. Hele o kişi “Ya bugün bir müzik duydum, dilime dolandı.” gibi bir cümle kuruyorsa gün içinde, görev tamamlanmış demektir.

Senin müziği bir grupla, festivallerde ve gece mekanlarında yaptığını da biliyoruz Arda, sokakta ve bir konser alanında çalmak arasındaki fark ne?

Sokakta 18 yaş sınırı yok öncelikle. Beni en mutlu eden şey de zaten bebeklerin ve çocukların anne babalarını bizi dinlemek için durdurması çünkü depolama döneminde ve kolaylıkla iz bırakıyorsunuz onda. Ayrıca bir konser alanında ya da bir mekânda çalarken ulaşabildin insan sayısı kısıtlıyken sokakta o yoldan geçen herkes sizi dinlemiş bulunuyor.

Sokak müziği adına değişen zaman içinde sizi mutlu eden şeyler neler?

B.Y: Biraz daha rahatladık. Yani mahalle baskısı diyebileceğimiz şey biraz olsun azaldı. Kötü bakışlar yok artık çok fazla.

A.G: Kötü bakışlar yok, kolluk kuvvetleri var.

Haber-Foto: Neslihan ARSLAN
Top